Dur bakalım! Önce kimligini göster..


Markaları birer insan gibi düşünebiliriz.İnsanların nasıl bir kimliği,kişiliği varsa markaların da vardır.İnsanlar nasıl sadece fiziksel görünümden ibaret değilse,duyguları düşünceleri olan bir varlıklarsa,markaların da görünen kimliği(logo) arkasında bir düşünce,bir kişilik yatar ki buna kurumsal kimlik denir.Çoğu zaman kurumsal kimlik ve imaj karıştırılır.Aslında birbirinden ayrı kavramlardır.Kurumsal kimlik markanın özüdür,vizyonudur.Hedeflerine ulaşmasında oluşturacağı stratejileri belirleyen genel bir çerçevedir.İmaj ise markanın tüketiciler tarafından nasıl algılandığı ile ilişkilidir.Bir markanın kurumsal yapısı içinde istediği hedefe ulaşmak için çizdiği imajla tüketici tarafından algılanan imaj birbiriyle örtüştüğü zaman marka başarılıdır denir.

Marka imajında,hatırlanmasında ve farkındalık yaratmasında logo,amblem önemli unsurlardır.Bu nedenle olgunluk seviyesine erişmiş markaların sık sık logo değişikliğine gitmesi ters tepen bir durumdur.Çünkü logo değişikliği istenen bir durum değildir çoğu zaman.İnsanlar günde milyonlarca mesaja maruz kalıyorlar ve bu mesajların arasından bir markanın sıyrılması,akılda kalması çok da kolay bir durum değildir.Belli bir logoyla büyük oynamalar yapmadan varlığını sürdürmek olması istenen durumdur.

Çok güncel 3 örneğe değinmek istiyorum:

1)GAP faciası 1 hafta kadar öncesinde bizi epey sarstı.Twitter’da binlerce tweet geçti yaptıkları logo değişikliği üzerine.Görselden de görüldüğü üzere powerpoint çıktısı görünümündeki bu logo ile ulaşmak istedikleri hedef neydi çok merak ediyorum doğrusu.Çok eleştiri aldı doğal olarak.Neyse ki Gap’ten beklenen açıklama gecikmedi.Yorumları takip ettikleri ve eski logoya dönüş yapılacağı belirtildi.Çok şükür! Bir facianın önüne geçildi.Belki de Gap bu şekilde bir nabız yoklamak istedi,belki biraz olası tepkileri ölçmekti.Yine de korkutucuydu 🙂

2) Fujifilm..Her zaman o açık yeşil rengiyle ve kırmızı amblemiyle hatırladığım Fuji de önemli bir değişiklik yaptı ve yeşil rengi logosundan çıkarttı ki bence yanlış bence.Çünkü Fujifilm hep yeşil rengiyle ön plandaydı.Kırmızıyı yeşile tercih etmelerini doğru bulmuyorum.En azından üst kısmı kırmızı olan “ı” harfinin alt kısmı da yeşil olabilirdi.

3)Ömür Piliç.Firefox logosunu andıran bu logonun üzerine yorum yapmaya gerek var mı?Pilici çağrıştıracak bir şey olsaydı bari..

Görseldeki diğer logolar ise başarılı bulduğum,zamanla algıyı bozmadan bozmadan yavaş yavaş,alıştıra alıştıra değişikliğe gitmiş yenilikçi,çağdaş logolar..

Tüketici her markanın hakkını vermesini bilir.Bir markayı benimser,kabullenirse onu baş tacı yapar; şayet kabullenemez ise de yerin dibine sokmaktan hiç çekinmez.


Sadece biraz zaman…


Dün haberleri izlediğimde biraz heyecanlandım.Artık haberlerde teknolojiye daha geniş yer veriliyor olması  yada “geniş yer verilmesi gerekliliği” beni mutlu etti.Artık TV programlarında da sosyal paylaşım sitelerinden bahsetmeyen,ordaki yorumları paylaşmayan pek az program var.Sosyal medyanın hayatımıza bu kadar entegre olması geleceğimiz hakkında az çok fikir veriyor sanki.

Ben ülkemin geleceği konusunda hiç de karamsar değilim açıkçası..Nüfusunun %50’sinden fazlası genç olan,Facebook kullanımında tüm dünyada 4. olan bir ülkede yaşıyoruz.İnsanlarımız teknolojiye meraklı ve kendi imkanları ölçüsünde kullanıyor.Teknolojiye kolay adapte olabilen bir yapımız var.Belki bir eksiğimiz var.O da yeteri kadar bilinçli olmadığımızdır.Bu konuda biraz zamana ihtiyacımız var gibi.Ama bilinçleniyoruz.Gözlemliyorum derinden…

Hee haberlerden bahsediyordum.Bu haberlerden ilki televizyonun kazandığı yeni boyut ile ilgiliydi.Multimedyanın televizyona taşınmasıyla ilgili.Mesela bir dizi izlerken oyuncunun gömleğinin ne marka olduğu,ne kadar olduğu,nereden satın alabileceğimiz sorularına cevap verebilecek bir sisteme geçecek olmamız.Ne kadar heyecan verici değil mi?Bu teknolojinin sadece internetten değil,yerel kanallarımızdan da veriliyor olması ayrı heyecan verici! Diğer haber de smartphoneların mobil barkod okuma uygulaması ile ilgili.Örneğin,bir ilaç kutusundaki barkodu telefonunuzun kamerasına okutuyorsunuz ve yüklü uygulama sayesinde ilacın prospektüsüne ulaşabiliyorsunuz.Çok işe yarar,fonksiyonel bir uygulama.

Bu haberlerin televizyon gibi geleneksel mecralardan veriliyor olması daha geniş bir kitlenin dijitalden haberdar olmasını sağlıyor.Böylece sadece teknoloji meraklıları değil,tüm izleyiciler haberdar olmuş oluyor.Aynı zamanda daha da ikna edici oluyor.İnsanlar TV’de yer alan bir habere internette yer alan bir haberden daha çok inanabiliyor.(Lafım aylar evvelinde böyle bir teknolojinin olduğunu söylediğimde inanmayan ancak TV’de görüp “Aaa gerçekten de varmış,ne güzel” diyen saygıdeğer insanlara).Hee herkes teknolojiyi sevmek zorunda değil tabii ancak diyilenlere kulak asmak ve biraz olsun ayak uydurmak durumunda.Teknolojiden yakınmanın bir mantığı yok!

Velhasıl efendim,geçti o “ben anlamam şu teknolojiden” devri! 5-10 yıl evvelinde e-mail’i de kullanmıyorduk yada bir kısmımız etkin kullanmıyordu diyelim.Ancak şu anda görüyoruz ki e-mail check etmediğimiz gün yok.E-maillerini dakka başı telefonlarından takip edenleri saymıyorum bile! Çünkü bu bir gereklilik hali aldı.Kimi zaman işimizin gerekliliği,kimi zaman haberleşme gerekliliği.Sonuçta demek istediğim o ki,teknoloji bir “gereklilik”.Belki şimdi değil,sonra.Ancak hep bir gereklilik olacak.Bu nedenle teknolojiden anlamıyorum,teknolojiyi sevmiyorum demek yerine bir fayda arasak ve bilinçli bir şekilde tüketsek ne güzel olur değil mi?

Olacak olacak..Her şeye ilaç ya bu zaman,zihniyetimize de ilaç olacaktır elbet! Sadece biraz zaman…